“Öfkeyle kalkan zararla oturur.” Bu söz, sadece bireyler için değil, toplumlar ve topluluklar için de değişmez bir gerçektir. Özellikle bir topluluğun içinde ortaya çıkan çift başlılık, sanıldığı gibi güç değil; aksine zayıflığın, egonun ve basiretsizliğin göstergesidir.
 
Toplumlarda çift başlılık her zaman en büyük zararı, o topluluğun bizzat kendisine verir. Çünkü iki başın olduğu yerde birlik değil, çekişme vardır. Çekişmenin olduğu yerde ise enerji üretime değil, tüketmeye harcanır. Liderlik iddiasında olanların birbirleriyle mücadele ettiği ortamlarda, en çok ezilenler ise o yapıya inanan, güvenen ve destek veren insanlardır.
 
Ancak işin en acı tarafı şudur: Toplumun büyük çoğunluğu bu koltuk kavgalarının aslında farkında bile değildir ya da bir süre sonra umursamamaya başlar. Çünkü insanlar sonuç görmek ister, kavga değil. Hizmet görmek ister, ego savaşı değil. Birlik görmek ister, ayrışma değil.
Bugün ne yazık ki özellikle Giresun toplumu içerisinde bu hastalığın sık sık tekrar ettiğine şahit oluyoruz. Bir yapının içinde yer alırken, küçük bir kırgınlıkta ya da kişisel bir beklenti karşılanmadığında hemen küsen, hemen karşı tarafa geçen, hemen yeni bir oluşum kuran anlayışın kime ne faydası olmuştur? Bugüne kadar bu bölünmelerden kim güçlenmiştir? Hangi toplum, parçalanarak büyümüştür?
Bu soruların cevabı aslında hepimizin vicdanında saklıdır.
 
Sorun hizmet etmek değil, sorun görünür olmaktır. Sorun üretmek değil, sorun öne çıkmaktır. Sorun topluma katkı sağlamak değil, sorun koltuk sahibi olmaktır. İşte bu anlayış, en büyük zararı yine o insanların kendilerine verir. Çünkü bugün bir başkasına yapılan yarın mutlaka dönüp dolaşıp yapanı bulur.
Unutulmamalıdır ki bizler bugün varız, yarın yokuz. Makamlar geçicidir, koltuklar geçicidir, unvanlar geçicidir. Kalıcı olan tek şey ise insanların hafızasında bıraktığınız izdir. Siz birleştiren mi oldunuz, yoksa bölen mi? Siz inşa eden mi oldunuz, yoksa yıkan mı?
Ben bu gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğim. Belki bir kişiye dokunur, belki kimseye dokunmaz. Belki bir karınca misali küçük bir iz bırakır, belki de görmezden gelinir.
 
Ama şuna inanıyorum ki; doğruyu söylemekten vazgeçmek, yanlışın en büyük destekçisi olmaktır.
Bugün bu yazıyı okuyan ve bu yolların içinde olan herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir:
Biz ne yapıyoruz? Kimin için yapıyoruz?
Toplum için mi, yoksa egomuz için mi?
Vicdanı olan herkes bu sorunun cevabını bilir.
Çünkü çift başlılık hiçbir zaman güç getirmez.
Sadece zayıflık, ayrışma ve kayıp getirir.